SohbetChath.Com - haber, son dakika, spor haberleri, siyaset haberleri

gercek dışı haberler

Yazan: admin on Şubat 11th, 2009

“Yardımlar tamamen muhtaç olan vatandaşlara yapılmaktadır. Vatandaşlarımızın iş bulmalarını sağlamak için 15 bin TL’lik desteklerimizi sürdürmekteyiz. Tüm bu çalışmalarımızı bütçe imkanları, sosyal devlet olma gereği çerçevesinde sürdürmekteyiz. Sosyal devlet vatandaşını sn devlet demektir, modern araç ve gereçlerden alcak  vatandaşlarımızı o imkanlardan faydalanmalarını sağlayan bir devlettir. Sürdürdüğümüz çalışmalar kapsamında sosyal y dayanışma vakıflarından genel müdürlüğümüze gönderilen projeleri değerlendirmekteyiz.

Danıştay’dan memur için tarihi karar

Yazan: admin on Ekim 22nd, 2008

danıştay
Danıştay’dan memur için tarihi karar
Danıştay, tarihi bir karara imza attı. Bundan sonra kurumlar devlet memurunun ihmali sonucu bir zarara uğratılmışsa, zararı Hazine değil ilgili memur ödeyecek.
Danıştay 5. Dairesi, Türk İdari Sistemi’ni derinden etkileyecek bir karar verdi. Bergama eski Belediye Başkanı Sefa Taşkın ve 9 arkadaşı, yargı kararına uyulmaması nedeniyle Türkiye aleyhinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu ve ülkeyi 30 bin euro ödemeye mahkum ettirdi. Hazine, taraflara parayı ödedi.

‘Sorumlular ödesin’

Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum ettiren Bergamalılar, bunun üzerine Ankara 2. İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Çünkü köylüler, tazminatın T.C. Hükümetlerinin Başbakanları ve bakanlarına, Çevre, Orman ve Sağlık Bakanlığı müsteşarları ve müsteşar yardımcıları, ilgili genel müdür ve yardımcıları, daire müdürü ve imzası bulunan uzmanlarına ödetilmesini istedi. Mahkeme ise bu talebi reddetti.

‘Vatandaşın suçu yok’

Davanın temyiz incelemesini yapan Danıştay 5. Dairesi ise mahkemenin kararını bozdu. Danıştay kararında, devlet memurunun kasıt, kusur, ihmal veya tedbirsizliği sonucu idare bir zarara uğratılmışsa, bu zararın ilgili memur tarafından ödenmesinin temel bir kural olduğunun altını çizdi. Gerekçe olarak da “Kamu hizmeti görevlilerinin hukuka aykırı eylem ve işlemlerinden ve kendi kusurlarından doğan zararı, toplum ödemek zorunda değildir” dedi.

haber7.com

Hrant mı, yoksa onu öldürenler mi? 18 Ekim

Yazan: admin on Ekim 18th, 2008

hırant dinkHrant mı, yoksa onu öldürenler mi?

Ermeni asıllı bir Türk vatandaşı olan ünlü müzisyen Arto Tunç, “Bu ülkeye Hrant mı çok zarar verdi, onu öldürenler mi?” diye sordu.
Ali Pektaş’ın röportajı

Nitelikli müziği sevenler Arto Tunçboyacıyan’ın adını mutlaka bilir. Sanatçının özellikle Sezen Aksu’yla birlikte yaptığı çalışmalar Türk müziğinin unutulmazları arasındadır. Ermeni asıllı bir Türk vatandaşı olan Tunçboyacıyan, uçak kazasında kaybettiğimiz ünlü müzisyen Onno Tunç’un da kardeşi.

Tunçboyacıyan, Türkiye’de sürdürdüğü müzik çalışmalarına şimdilerde Amerika’da devam ediyor. Miles Davis, Jeff Baker, Al di Meola gibi dünyaca ünlü müzisyenlerle çalışan Tunçboyacıyan, müziğin yanısıra dünya meselelerine de kafa yoruyor. Son olarak Sezen Aksu’nun ‘Deniz Yıldızı’ albümünde adını gördüğümüz Tunçboyacıyan’la müziğini ve Türkiye’nin gündemindeki konuları konuştuk. Deniz Yıldızı albümünün anlaşılamadığını söyleyen sanatçı, albümle ilgili Sezen Aksu hakkında yapılan eleştirileri acımasız buluyor. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Ermenistan ziyaretini çok önemli bir adım olarak niteleyen Tunçboyacıyan, bir gün bu sıkıntıların biteceğinden ve kapıların açılacağından son derece ümitli.

Müziğe nasıl adım attınız?
Müzik her zaman bizim ailemizin içinde vardı. Anadolu’daki ailelerin içinde daima sanatla ilgili bir olay vardır. Bizim oturduğumuz yer Anadolu’dan gelen Ermenilerden oluşuyordu. Yaşadığım mahallede, her evde müzikle ilgilenen birileri vardı. Fakat ailemizde meslek olarak müziği seçen ilk kişi ağabeyimdi. Onno’dan (Onno Tunç) öğrendik ki hayatımızın ve ailemizin içinde her daim yer alan müzik olarak da yapılabilir. Ondan önce müzikle ilgili bir çalışmam yoktu.

Ağabeyiniz müzik yaşantınızı nasıl etkiledi?
Müziğin kapısını o açtı bana. 10-11 yaşlarındaydım. Onno beni matineye götürdü. Lalezar’da iki tane orkestra vardı; İsmet Sıral ve Durul Genceon. Müzik hoşuma gitmişti. Elime bir davul alıp ben de çalmaya başladım. Boyum zor yetiştiği için herkes gülüyordu, ben de gülüyordum. Orkestranın Burhan isminde davulcusu vardı. Ağabeyimden beni yanlarına vermesini istedi. Onun yanına gitmeye başladım. Onların tecrübelerine bakarak bir şeyler öğreniyordum. Onno ve onların kıymetini dünyaya açılınca anladım.

Müziğinizin temelinden, hangi duygulara vurgu yaptığınızdan bahseder misiniz?
Ben müziği ikiye ayırıyorum; iş ve hobi. Üzerine emek verdiğin şey senin gururun olmalı. Çünkü, kendini temsil ediyorsun, aileni temsil ediyorsun, yaşadığın toprakları temsil ediyorsun. Ben ailemden, yaptığım sanata karşı dürüst olmayı öğrendim. Bu da kalite olarak müziğime yansıyor. Bu çok önemli bir şey; çünkü bunu insanlarla paylaşıyorsun. Bir yalan er ya da geç ortaya çıkıyor. Müziğimin temelinde samimiyet ve dürüstlük var diye düşünüyorum.

Yurtdışına çıkıp orada yaşamanız müzik serüveninizi nasıl etkiledi?
Yurtdışına çıkınca Türkiye’de olmaz dediğin şeylerin olma ümitleri görünüyor. Bir şeyleri burada yapamayıp orada yapmanın temelinde mantalite problemi var. Mantalitenin belli bir ayara gelmesi lazım ki, kalitenin değeri çıksın ortaya. Orada anladım ki buradaki sistem sana azıcık bir yer vermiş. Orada sistemle insanların arasına bir mesafe koymuşlar, o da çok çok yetiyor insanlara. Buradaki gibi değil. Burada nefes alamıyorsun. Burada da bir şeyler yapmak için birçok engeli geçmen lazım. Problem, özellikle gençlere nefes alacakları imkanın verilmemesi. Benim orada ilk öğrendiğim şey, müziğin sahibi ben değilim. O kimsenin değil, hepimiz servis yapıyoruz. Mukayese olsun diye değil ama, mesela Çaykovski başka türlü söylüyor, öbürü başka türlü. Müziğin güzelliği burada. Herkes aynı türlü söylese ne olurdu? Irk olarak din olarak da baktığın zaman, manası bu. Baharatlar olması lazım. Biz dini, dili, ırkı temel haline getirmişiz.

Dışarıdan bakınca nasıl bir Türkiye imajı var?
Bambaşka bir Türk dünyası, imajı var oradan bakınca. Birileri laf söylüyor, bir Türk olarak daha çok dikkat etmek gerekirken şiddetle cevap veriliyor. Zaten senin dışarıda barbar imajın var. Hrant sadece fikrini söyledi, birileri de buna şiddetle cevap verdi. Şimdi Hrant’ın sözü mü daha çok zarar verdi Türkiye’ye yoksa o çocuğun yaptığı mı? Böyle bakmak lazım. Benim için çocuğun yaptığı daha çok zarar verdi. Çocuğa da bir şey demiyorum ben, onu kullananlar var. Hrant fikrini söyledi, beğenmiyorsan sen de ona fikrini söyle. Ben bütün bunları düşünerek yaşadığım hayatı ses haline getimeye başladım. Hani bazen diyorlar müzik nedir, işte bunlar müzik.

Abdullah Gül önemli bir adım attı. Bu Türkiye-Ermenistan ilişkilerine nasıl yansır?
Çok güzel şeyler bunlar. Bunların hepsi olacak. Sınırlar açılacak. Hazırlık yapıyorlar. Şimdi konuştuğumuz şeyler elli sene sonra mantıksız olacak. Çünkü Avrupa’da görüyoruz. Yarın bir gün Gürcüler, Azerler, Ermeniler kendi aralarında, Türkmenler, Kazaklar kendi aralarında sınırları kaldıracak. En mantıklısı masanın altında problem varsa masanın üstüne çıkarmaktır. Onun masanın üstüne gelmesini istemeyenler de var. Cumhurbaşkanı’nın ziyareti benim için çok güzel bir adım. Zaten iki tarafın da çözümden başka şansı yok.

Şu an üzerinde çalıştığınız projelerden bahseder misiniz?
1 Kasım’da burada Afrikalılarla Cemal Reşit Rey’de bir konserimiz var. Balyant ailesiyle ilgili bir belgesel hazırlanıyor onun müzikleriyle ilgileniyorum. Kasımda Rusya’da vizyona girecek bir film var, Platon diye. Bunun dışında konserler var, birkaç yeni albüm projem var.

Zaman - Cumartesi

haber7.com

Mısırlılar Mısır TV’lerini seyretmiyor

Yazan: admin on Ekim 18th, 2008

Mısırlılar Mısır TV’lerini seyretmiyor

Mısır’da yapılan bir araştırmaya göre halkın yaklaşık üçte birinin hiç Mısır televizyonu izlemediğini ortaya koydu.
Kahire Üniversitesi öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Atıf Abid, halkın yüzde 70′nin de uydu kanallarını izlediğini, en çok tercih edilen haber kanalının ise Katar merkezli El Cezire olduğunu açıkladı.

Araştırmaya göre uydulardan dünya çapında yayın yapan 5 binden fazla kanal var. Bunların 3 bin 212’sinin şifresiz kanallardan, 520’sinin de Arap menşeli olduğu belirtiliyor. Araştırmada Mısır lehçesinden Fas lehçesine tüm Arap dünyasına hitap eden 112 yetişkinlere yönelik içerik ağırlıklı kanalın da uydudan halka ulaştığı vurgulanıyor.

Araştırmada ortaya çıkan en ilginç sonuç ise halkın yüzde 46’sının abone ücreti ödememek için komşularından evlerine kablo çekerek televizyon izlemesi. Prof. Abid, bunun da Mısır’ın devlet güvenliğine büyük bir tehdit oluşturduğunu, bu insanların kendi ülkelerine ait hiçbir kanalı izlemediğini belirtiyor. Prof. Abid’e göre Mısır kültüründen uzak tamamen Batılı motifleri izleyen bu kitlenin büyük bir kısmı ise fakirler.

Araştırmaya göre halkın Mısır televizyonlarını izlememesindeki en önemli sebep ise program kalitesinin düşüklüğü. Arap ülkeleri arasında uyduya ilk olarak Mısır televizyonunun çıktığını vurgulayan Prof. Abid, buna rağmen Mısır’ın diğer ülkelere olan bu üstünlüğünü koruyamadığını, yurt dışında yaşayan Mısırlıların ise hemen hiç Mısır televizyonu izlemediğinin altını çiziyor.

Prof. Abid, halkın neden Mısır televizyonlarını izlemediği konusunda acilen bir araştırma yapılmasını da öneriyor. Mısır Dream, Mihver ve Hayat gibi özel televizyonlarının teknik ve yaratıcılık olarak diğer Arap ülkelerinden çok üstün olmasına rağmen izlenmediğini belirten Prof. Abid, halkın Strike gibi müzik kanallarına çok büyük bir rağbet gösterdiğinin de altını çiziyor. Araplar arasında Rotana ve Mazzika gibi müzik kanalları da önemli izlenme oranlarına sahip.

Mısır’ın sahibi olduğu Nilesat, Arap dünyasının en önde gelen uydularından. Bu uydudan Mısır’ın devlet kanalları da izlenebilmesine rağmen çok düşük bir izlenme oranlarına sahip.

(CİHAN)

haber7.com

Uçakta ölümle ilgili çifte yalanlama

Yazan: admin on Ekim 14th, 2008

Uçakta ölümle ilgili çifte yalanlama

Diyarbakır Valiliği, Ankara-Diyarbakır seferini yapan uçakta kalp krizi geçiren yolcunun ölümüyle ilgili inceleme başlattı. Bakanlık ve DHMİ’den yalanlama geldi. İLİŞKİLİ HABERLERUçakta ölümle ilgili çifte yalanlamaHavaalanında ambulans skandalı

Valilikten yapılan yazılı açıklamada, Anadolu Jet’in, Ankara-Diyarbakır seferini yapan TK 946 sayılı uçağında, yolculardan Mehmet Sıddık Kanat’ın kalp krizi geçirerek öldüğü hatırlatıldı.

Açıklamada, Valiliğin, olay konusunda ilgili kurumlar nezdinde inceleme başlattığı belirtildi.

-İDDİA-

Konuyla ilgili bazı yaygın gazetelerde yayınlanan haberlerde, Ankara-Diyarbakır seferini yapan THY’ye ait Anadolu Jet’in TK 946 sefer sayılı yolcu uçağının Diyarbakır’a iniş için alçalmaya başladığı sırada, yolculardan Mehmet Sıddık Kanat’ın fenalaştığı, yolcunun kalp krizi geçirdiğini öğrenen kaptan pilotun, kule aracılığıyla Devlet Hava Meydanları İşletmesi ambulansının apronda bekletilmesini istediği öne sürülmüştü.

Ancak, DHMİ’den acilen ambulans istenmesine rağmen şoför ve doktor olmadığı iddiasıyla ambulans gönderilmediği, uçaktan indirilen Kanat’a ilk müdahaleyi, Ankara’ya gitmek için bekleyen yolcular arasında bulunan bir doktorun yaptığı, ardından 112 Acil servis ekiplerince Diyarbakır Devlet Hastanesine götürülen Kanat’ın yolda öldüğü bildirilmişti.

DHMİ’DEN AÇIKLAMA: HERHANGİ BİR İHMAL VE MÜDAHALEDE GECİKME SÖZ KONUSU DEĞİL

Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü (DHMİ), Ankara-Diyarbakır seferini yapan Anadolu Jet uçağında bir yolcunun kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesinde, herhangi bir ihmal ve müdahalede gecikmenin söz konusu olmadığını bildirdi

DHM’den yapılan yazılı açıklamada, Anadolu Jet’in TK 946 sefer sayılı yolcu uçağının, 12 Ekim 2008′de Ankara’dan Diyarbakır’a giderken inişe hazırlandığı sırada yolculardan Sıddık Kanat’ın tansiyon rahatsızlığı nedeniyle fenalaştığı anımsatıldı.

Kalp krizi geçirdiği anlaşılan yolcuya, uçaktaki yolcular arasındaki bir doktor tarafından müdahale edildiği ve dil altı diye tabir edilen hap verildiği bildirilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

”Yaşananlar üzerine, inişte uçak başına ambulans gelmesi için kaptan pilot, havaalanı yer hizmetlerini yürüten özel kuruluşla temas kurmaya çalışmış ancak kuramamıştır. Kule görevlisi DHMİ Nöbetçi Şefliğini telefonla aramış ancak telefon şebekesi meşgul olduğundan talebini iletememiştir.

Kaptan pilot, uçak yere indiğinde görevli apron makinistine talebi iletmiş, o da hem DHMİ hem de 112 acil servisten ambulans talebinde bulunmuştur. Her iki ambulans, uçak kapı açtığında apronda hazır halde beklemekteydi. 112 ambulans doktoru hemen uçağa çıkarak, hiç vakit kaybetmeyip, bekletmeden yolcunun uçaktan indirilip ambulansa konularak Diyarbakır Devlet Hastanesine intikalini sağlamış, ancak hastaneye geldikten sonra yapılan gerekli tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hastanede vefat etmiştir.”

Açıklamada, Diyarbakır Havaalanı’nda ambulans ve hemşire bulunduğu ancak ambulansların öncelikle hasta nakil aracı olarak havalimanı ve havaalanlarındaki kaza ve acil durumlara müdahale etmek için bulundurulduğu belirtilerek, ambulansların hepsinde doktor yer almadığı bildirildi. Açıklamada, Diyarbakır Havaalanı’nda da anlaşmalı olunan 112 acil servis ambulansının, bu ve buna benzer durumlara müdahale ettiği kaydedildi.

”Olayda bir iletişim problemi yaşandığı” belirtilen açıklamada, şunlara yer verildi:

”Ancak gerek hastaya müdahale gerekse ambulansa intikalinde herhangi bir ihmal ve gecikme olmamıştır. 112 ambulansının gecikmesi ihtimaline karşı DHMİ Hasta Nakil Aracı zaten hazır beklemekteydi. Özellikle müşterek kullanılan askeri havaalanlarında bu tür iletişim problemlerinin bir daha yaşanmaması için ilave tedbirler alınmıştır ve alınmaktadır.

Milletimizi derinden sarsan olayları, kamuoyuna aktarma görevini üstlenen değerli basın mensubu arkadaşlarımızın çalışmalarında daha titiz ve dikkatli olmaları temennisiyle hayatını kaybeden Sıddık Kanat’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dileriz.”

SAĞLIK BAKANLIĞI DA YALANLADI

Sağlık Bakanlığı, Ankara-Diyarbakır seferini yapan uçakta kalp krizi geçiren yolcu için ambulans gönderilmediği iddiaları üzerine, ”Ekibimiz, 19.02′de (ihbardan 2 dakika sonra) vaka için çıkış yapmış, 19.06′da da (ihbardan 6 dakika sonra) olay yerine varmıştır. Ekibimiz, olay yerine vardığında hastanın hayati fonksiyonlarının durmuş olduğunu tespit etmiştir” açıklamasında bulundu.

Sağlık Bakanlığı, bugün bazı basın-yayın organlarında yer alan ”Havaalanında Ambulans Skandalı”, ”Havaalanında Öldüren Ambulans” haberleri üzerine, yazılı açıklama yaptı.

Haberlere konu olan olayın dün meydana geldiğinin hatırlatıldığı açıklamada, dün saat 19.00′da Diyarbakır Devlet Hava Meydanları İşletmesi yetkilileri tarafından 112 Çağrı Merkezi’nden ambulans talebinde bulunulduğu belirtildi.

Açıklamada, 112 Çağrı Merkezi’nin, vakaya en yakın konumdaki 3 nolu Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu’nda hazır bekleyen ekibi olay yerine yönlendirdiği bildirilerek, şunlar kaydedildi:

”Ekibimiz, 19.02′de (ihbardan 2 dakika sonra) vaka için çıkış yapmış, 19.06′da da (ihbardan 6 dakika sonra) olay yerine varmıştır. Ekibimiz, olay yerine vardığında hastanın hayati fonksiyonlarının durmuş olduğunu tespit etmiştir.

Doktor ve diğer sağlık personelimiz, hastaya 21 dakika boyunca canlandırma amaçlı müdahalede bulunduktan sonra 19.27′de olay yerinden hastaneye hareket etmişler, müdahalelerini ambulansta da sürdürmüşlerdir.

Ambulansımız, hastayı 19.33′de Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne bırakmıştır. Burada da hastaya yaklaşık 1 saati aşkın süre boyunca ileri yaşam desteği yapılmasına rağmen hasta geri döndürülememiş ve maalesef hayatını kaybetmiştir.”

Açıklamada, ”Acil sağlık hizmetleriyle ilgili medyada yer alan, eksik ya da yanlış bilgilere dayanan her haber ve yorumun, hem hayati derecede önem taşıyan bu hizmeti büyük bir özveriyle yürüten çalışanları hem de bu hizmetten faydalananları ve faydalanacakları olumsuz yönde etkilediği” kaydedildi.

Konuyla ilgili haberlerin mutlaka bakanlığın ilgili birimleriyle görüşülerek doğrulatılması gerektiğine işaret edilen açıklamada, ”vatandaşlarımızın yanlış bilgilendirilmemesi ve bu hizmete olan güvenlerinin sürmesi noktasında büyük önem taşımaktadır” denildi.

AA

haber7.com

Show Haber değil ‘pot haber’

Yazan: admin on Ekim 13th, 2008

Show Haber değil ‘pot haber’
ı nedeniyle büyük bir yanlışa düştü. İşte 15 dakikalık ‘pot haber’…
İhsan AYDIN’ın haberi

Ali Kırca’nın sunduğu Show TV Ana Haber bülteninde tam bir skandal yaşandı. 10 Ekim 2008 Cuma günü, ‘Casus uçaklar gördü jetler vurdu’ ‘Zap kampı böyle vuruldu’ başlıklarıyla tam 15 dakika boyunca yayınlanan haberde, casus uçakların görüntü aldığı bir terör kampına TSK’ya ait savaş uçaklarının yaptığı harekat değerlendirildi. Ali Kırca, harekatın ABD ile istihbarat paylaşımından önce yapıldığını iddia ederek, bu harekatın da Genelkurmay tarafından açıklamadığını söyledi. Ancak bu 15 dakikalık koca yanlış küçücük bir bilgi eksikliğinden kaynaklanıydu. İşte bir Haber7 okurunun fark ettiği küçük ayrıntı.

SHOW HABER YAZIYOR AMA…

Birçok video paylaşım sitesinde yer alan bu görüntüleri “Show Haber’ yazısı ile yayınlayan Ali Kırca, “Üstelik bu izleme Türkiye ile Amerika arasındaki istihbarat paylaşımından önce yapıldı” bilgisini verdi. 15 dakikalık haberin neredeyse tamamı bu bilginin üzerine kuruldu.

Haber boyunca defalarca operasyonun 12 Ocak 2007’de yapıldığı ve görüntünün bu tarihte çekildiği söylendi. Show Haber ekibinin, haberi bu bilginin üzerine kurmasındaki en önemli etken görüntülerin üzerindeki tarihin 12/01/07 yazıyor olması idi.

Haberde ‘İstihbarat paylaşımından önce bu görüntüler ABD tarafından verildi’ bilgisinin verilmesi ise ABD ile istihbarat anlaşması 2007’nin Kasım ayında yani 11’inci ayda yapılmış olmasından kaynaklanıyordu.

KÜÇÜK BİR BİLGİ: AA/GG/YY YAZILIYOR

Bu bilgilere bakıldığında haberde bir sorun olmadığı görülüyor ancak Show Haber ekibinin yapmış olduğu büyük hata işte burada başlıyor. ABD’de tarih kısalmaları ay/gün/yıl olarak yazılıyor. Yani görüntülerde belirtilen tarih 12 Ocak 2007 değil 1 Aralık 2007, istihbarat paylaşımı anlaşmasından sonra. Bütün haberini bu yanlış üzerine kuran Ali Kırca ve Show Haber ekibine emekli bir asker de eşlik ediyor.

Emekli Tuğgeneral Nejat Eslen bir an tarihle ilgili tereddüt etse de Ali Kırca’nın kendinden emin tavırları onu da yanlışa ortak ediyor.

Nejat Eslen; ‘Şimdi tarihine baktığımızda, herhalde bu bir Amerikan casus…’

Ali Kırca, “Casus uçağı olduğunu düşünüyoruz”

Nejat Eslen: “Bu bilgiyi biz kullanmışız herhalde. O tarihte Amerika ile böyle bir anlaşmamız yoktu. Kasım 2007’den sonra biz ABD’yle istihbarat paylaşımına başladık. “

Bu konuşma üzerine Kasım 2007’den önce gayri resmi bilgi paylaşımı yapılmış olabileceği yorumunu yapan Ali Kırca kırmızı çerçeveye alınmış 12/01/07 tarihini göstererek ’12 Ocak 2007 tarihinde’ diye okuyor. Ali Kırca, “Biz inceledik baktık, o tarihte Genelkurmay’ın kayıtlarında, açıklamalarında bir hava harekatı görünmüyor” diyor.

Biz de inceledik gerçekten o tarihlerde bir açıklama yok ama Ali Kırca ve Show Haber ekibinin bulamadığı ancak bu operasyonun açıklandığı basın bültenini 01 Aralık 2007 tarihinde bulduk.

İşte Ali Kırca ve Show Haber ekibinin bulamadığı basın açıklamaları:

BASIN AÇIKLAMASI
TARIH : 01 Aralık 2007
NO : BA - 35 / 07

1. Türk Silahlı Kuvvetleri 28 Kasım 2007 tarihinden itibaren sınır ötesi harekat konusunda yetkilendirilmiştir.
2. Türk Silahlı Kuvvetleri; kendisine verilen yetki çerçevesinde, Irak’ın kuzeyinde bulunan teröristleri etkisiz hale getirmek için gereken askeri tedbirleri alacaktır. Bu kapsamda; ilk operasyon 01 Aralık 2007 tarihinde ( bugün) icra edilmiş olup, elde edilen istihbarata bağlı olarak operasyonlara devam edilecektir.
3. İcra edilecek operasyonlar, münhasıran PKK KONGRA-GEL terör örgütünü hedef almakta olup, Irak’ın kuzeyinde yaşayan halka ve Türk Silahlı Kuvvetlerine düşmanca bir harekette bulunmadıkları sürece, yerel gruplara karşı değildir.

Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

BASIN AÇIKLAMASI

TARIH : 01 Aralık 2007
NO : BA - 34 / 07

01 Aralık 2007 günü istihbari çalışmalar kapsamında, Hakkari ili Çukurca ilçesinin güneydoğusunda Irak hudutları içinde, 50-60 kişilik bir PKK’lı terörist grup tespit edilmiştir.
Söz konusu teröristler üzerine, bölgeye yakın durumda bulunan ateş destek vasıtaları ile yoğun bir uygulama yapılmıştır. Uygulama sonucunda terörist grubun önemli ölçüde zayiat verdiği, teknik vasıtalarla tespit edilmiştir.
Bölgeye ihtiyaç duyulduğunda diğer unsurlarla da müdahale edilecektir.
Kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Show Haber geçtiğimiz günlerde de bir muhabirini 5 dakika arayla hem Hakkari hem Diyarbakır’daymış gibi lanse etmişti.

Haber 7
haber7.com

28 Şubat ve Ergenekon’da para ağı

Yazan: admin on Ekim 12th, 2008

28 Şubat ve Ergenekon’da para ağı

28 Şubat ile Ergenekon arasındaki ilişki bu kez, para trafiğiyle ortaya kondu. Taraf gazetesinde yer alan röportaj, Ergenekon’un gasp yüzünü sergiledi. Nevzat ÇİÇEK / Mesuthan ÇINAR’ın haberi

İddia edildiği gibi 28 Şubat’ın finasörü müsünüz?
Bu millet 28 Şubat sürecini nasıl yaşadıysa bende öyle yaşadım. Çok şey bilmiyorum. Benden haraç isteyen bir bakan vardı. Benim yaptığım açıklamalar vardı. Birde bu süreçle ilgili olarak Ali Kalkancı’ya satışı kağıt üzerinde kalan iki fabrika vardı. O süreçte beni gaspetmişler ama adım kalmış finansör.

Çevik Bir’den Ali Kalkancı’ya, Korkut Eken’den Veli Küçük’e… Ergenekon operasyonunun kilit ismi olan Tuncay Güney’in yazıişleri müdürü olduğu Strateji dergisinin sahibi Turgut Büyükdağ Taraf’a anlattı: Korkut Eken ve ekibi fabrikamı gasp etti.

Tuncay Güney’in patronu konuştu. İşte Ergenekon’un bilinmeyen gasp yüzü:

Tamam ama, sahibi olduğunuz bir Strateji Dergisi var. O dergi etrafında tanıdık isimler var?
Bu dergi 28 Şubat’tan sonra yayına başladı. Ondan önce medya grubu kurmak için yanımda Ümit Oğuztan ve çeşitli gazeteciler vardı, ama yayınımız yoktu. Tuncay Güney’le 28 Şubat olduktan sonra tanıştık. Benim 28 Şubat’la anılmam bu yüzden.

Bir de Sisi vardı yanınızda olan…
Sisi ile bizim Turgut Gıda Sanayi’nin düzenlediği Ayçiçek Festivali nedeniyle daha önce tanıştık. Bizim festivale sanatçı getirdi. Çalışmamız daha sonra da devam etti.

Peki Ümit Oğuztan’la nasıl tanıştınız?
Hatırlarsanız o dönemlerde gazete kuponlarıyla televizyon dağıtılıyordu. Bu Gürcan Dağdaş da ‘Refah Partisi’nden milletvekili olacağım’ diye geldi İstanbul’a. Aydın Menderes’le on senelik dostluğumuz vardı. Gürcan Dağdaş da Kars’tan hemşehrimizdi. ‘Milletvekili olacağım, bize yardımcı olur musun’ dedi. Ben de yardımcı oldum. Milletvekili seçildi, sonra Denizcilik’ten sorumlu devlet bakanlığı yaptı. O dönemde Türkiye’de bir buçuk milyon konut açığı vardı. ‘Konut sahibi olmayan insanlara konut vereceğiz, benim böyle bir projem var, ben reklam yapıp bu konutları bedava dağıtabilirim’ dedim.

Bedava derken?
Projeyi Gürcan Bey’e anlattım. O da ‘Gel bunu kupon karşılığı dağıt ve basın sektörüne gir’ dedi. O arada Sisi de kafamıza girdi, ‘ben herkesi tanıyorum bir sürü insan getirim’ dedi. Ümit Oğuztan’ı da o dönemde tanıdım. İş öyle bir noktaya geldi ki ayda 500 bin dolar maaş ödüyorum, basın sektörüne gireceğim diye. Bu arada Gürcan Bey bakan oldu ve Rahmi Koç’la Çırağan’da beni buluşturdu. Rahmi Bey bana ‘basın sektörüne giriyorsun’ dedi. Evet dedim ama orada anladım ki biletim kesilmiş. Ondan sonra iş yaptığımız tefeci bizden başladı para istemeye ve sıkıştırmaya.

Bu görüşme milat mı oldu sizin için?
Bu görüşmeden sonra Gürcan bey beni aradı ve ‘senin etrafa 25-30 milyon dolar borcun varmış, arkadaşlar söylüyor’ dedi. Arkadaşlar, dediği Semih Tufan Gülaltay’mış. Dedim senin de Semih’in de… Küfrettim. Bu saatten sonra film tersine dönmeye başladı. Milletvekili olması için yardım ettiğim kişi benden haraç istemeye başladı. Gürcan bey beni Gülaltay’la buluşturdu, ‘bu adamlara 25-30 milyon dolar vereceksin’ dedi.

Siz o tarihe kadar Semih Tufan Gülaltay’ı tanımıyor muydunuz?
Hemşeriliğimiz vardı ama tanışmıyorduk. O dönemde Kıbrıs’ta iki bankam var Türkiye’de TGS Finans benimdi. Bu bir bono getirdi ve değerlendirmek istediklerini söyledi. Bende baktım ve dandik dedim. Tanışıklığımız bu kadar.

Peki istedikleri parayı verdiniz mi?
Vermedim.

Siz bir bakanla kavga ediyorsunuz tam bu sıralarda Ali Kalkancı ile tanıştırılıyorsunuz. Bu nasıl oldu?
Aracı bir firma, bir şeyhin iki fabrikamızı almak istediğini söyledi. 28 Şubat süreci daha olmamış. Ali Kalkancı geldi ve iki tekstil fabrikasının satışı hususunda sözleşme yaptık. Ondan sonra Müslüm Gündüz meselesi patladı. Ali Kalkancı da aranmaya başlandı. Ben alacaklıyım ama adam aranıyor. O iş patlayınca herkes birşey söylüyor. Ümit Oğuztan geldi dedi ki ‘Ali Kalkancı aranıyor ama fırsat verilirse kendisini aklar. Senin borcunu da öder televizyona çıkartalım.’ Daha sonra öğreniyorum ki Kalkancı’yı Star Televizyonu’na para ile satıp çıkarmışlar.

Para ile Kalkancı’yı yayına çıkaran kim?
Ümit Oğuztan. Emire Ersoy’un çıkarılması için de Cem Uzan’dan milyon dolar istediler. O sırada ben devreye girdim Emire Ersoy’u korumaya aldım. Uğur Dündar’ı aradım. Bu meselede bir yanlışlık var dedim. Kadının ekrana çıkması için para teklif ettiler (O sırada Ali Kırca da 500 bin dolar teklif etti) Uğur Dündar kabul etti. Program rekor kırdı.

Peki Fadime Şahin ve Müslüm Gündüz ile herhangi bir temasınız olmadı mı?
Fadime’yi ve Müslüm Gündüz’ü ne gördüm ne tanıdım.

Ali Kalkancı nasıl bu kadar ünlü oldu?
Kalkancı tam bir sahtekâr. Kars’tan geliyor Fatih’te bir yerde garsonluk yapıyor. Ondan sonra Çarşamba Cemaati’ni görüyor. Birahaneyi bırakıyor, sakal uzatıyor, domates salatalık satmaya başlıyor. Yavaş yavaş cemaatin içine giriyor. Bakıyor herkes para akıtıyor, şeyhliğini ilan ediyor.

İş hayatında o dönem ne kadar büyüklükte bir ekonomik gücünüz var?
Milyar doları aşan bir ciromuz var.

Ama bu kadar büyüklüğe rağmem tefecilerle de iş yapıyorsunuz?
İsmail Özmen daha zamanı gelmeden ‘hesapları sıfırlayalım’ dedi. Hesapları sıfırladık ve iki milyon dolar borç çıktı. Özmen ‘bu parayı hemen vermezsen senden alırlar’ dedi. Bu sırada fabrikaya bir sürü insan gelip gidiyor. Mehmet Ağar’ın özel kalem müdüründen tutun da emekli askerlere kadar herkes fabrikaya gelip gidiyor. Sonradan anlıyorum ki bu insanları bize gösteriyor ve alttan alta tehdit ediyor.

Gerçekten siz iki milyon doları ödeyemiyor musunuz?
İsmi iki milyon dolar. Bende dünya kadar gayrimenkul var. Gittim satışı verdim ki hammadde gemilerden insin ve çalışmaya devam edeyim. Çünkü sistemi kilitlediler. Ben satışı verdim, gemiler kayboldu, insanlar kayboldu birden. O sıralarda kimse fabrikaya gelip gitmiyor. Adamı arıyoruz bulamıyoruz. Fabrikaya devredilmesin diye ihtiyati tedbir koydurduk tapuya. Bizim avukat devreye girdi ‘anlaşalım’ dedi. Sonra öğrendik ki bizim avukatı da satın almışlar.

Nasıl anlaşmak istiyorlardı?
‘Tapu iptal davasını kaldırın yeni bir anlaşma yapalım’ dediler. ‘Yüzde kırk sermayesini biz koyalım tapu bizde dursun’ dediler. ‘Yüzde altmışı bizim yüzde kırkı senin’ dediler. Bu anlaşmayı da tehdit zoruyla yaptık. İş bitti geldik, Korkut Eken oturmuş fabrikada bizi fabrikaya koymadılar.

Korkut Eken’i fabrikada gördünüz mü ?
Gördünüz ne demek bir sene orada kaldı, 500 tane şahit var. Fabrikayı bastık, akrabası Hasan Eken o dönem fabrikada idi.

Korkut Eken’le hiç konuşmadınız mı?
Ne konuşması, fabrikanın kapısıdan giremedik. Bir gün zorla girdik çatışmayla çıktık canımızı zor kurtardık. Daha sonra ‘borcuma karşılık dedim size Keşan’daki fabrikayı vereyim, tapuyu verin’ dedim. Keşan’daki fabrikayı da gaspettiler. Mahkemeye gittim, ikinci defa karar aldırdım. Fabrikada Mehmet Ağar’ın özel kalem müdürü ve Korkut Eken fiili olarak var ve fabrikadalar. İkinci defa ihtiyati tedbir kararı alınca yeddiemine veriyor fabrikayı. O sırada Cumhuriyet Gazetesi’nin bir başlığından dolayı beni içeri aldılar. Teminat yatıramadığımız için karar düştü ve fabrikayı aldılar.

Gözaltındayken bırakılmanız için Genelkurmay’dan telefon geldi iddiası var?
Ben gözaltına alındıktan sonra plana göre İstanbul’a getirilip cezaevine konulacaktım ve burada işimi bitireceklerdi. Tuncay Güney’e benim bir minnet borcum var. Oradan çıkma şansım yoktu. Tuncay hakikaten Genelkurmay’dan bir binbaşıya emniyeti arattırdı ve beni bıraktılar. Şimdi diyorlar ki Veli Küçük bu işlerde. Gerçekten kafam allak bulak oldu. Anladım ki bunların hepsi tezgahmış.

Veli Küçük’e durumu anlatmadınız mı?
Tuncay Güney bana dedi ki ‘Veli Paşa senin durumu Çevik Bir ile konuştu. Çevik Bir fabrikayı bu sefer geriye verelim hesabı kapatalım’ dedi. ‘Borcu da üzerine alsın’ dedi. Bunun üzerine Veli Paşa demiş ki ‘ben onun muhasebecisi değilim ne işiniz varsa halledin.’

Peki diğer fabrikalarınıza ne oldu?
İki tanesini bunlar gaspetti. Üç tanesini kardeşim aldı. Ben de İstanbul’a döndüm.

İstanbul’da ne yaptınız?
Ümit Oğuztan bana, ‘bu işlerden çok zarar gördün ama biz bu paraları kazanabiliriz’ dedi. Ben dergi çıkarırım dedi. O arada Ümit Oğuztan, Tuncay Güney’i getirdi haber müdürü olarak. Ondan sonra üzerimize mafya geldi. TYT Bank battı ben borcumu ödediğim halde senetler mafyanın eline geçmiş bunlar da benden parayı istiyorlar. Tucay Güney devreye girdi, Veli Küçük’ü arayalım dedi.

Tuncay Güney neden sizi Veli Küçük’le tanıştırdı?
Tuncay Güney, ‘sizin başınızda bu kadar olay, Veli Küçük Paşa’yla sizi tanıştırayım yardım etsin’ dedi. Paşa’yla tanıştım. Mafya Çevik Bir’in adını kullanarak üstümüze geliyor. Mehmet Ağar’ın adı kullanılıyor. İstanbul Emniyet Müdürü sıkıştırıyor. Zaten ben bir yılda yedi ev değiştirdim, evde oturamıyorum. Veli Küçük Paşa’ya bana yapılanları anlattım. İki sefer görüştüm hayatımda. Yardımcı olmaya çalıştı. Emniyetten beni bıraktıklarında biliyorum ki Veli Küçük bıraktırdı.

Derginiz Strateji o dönem JİTEM’in dergisi diye biliniyordu?
Para kazanmak için dergiyi kurdum. Herşeyi onlar hazırlayıp basıyordu. Tuncay, Genelkurmay’dan haberleri getiriyor, Ümit Oğuztan’la beraber basıyorlar. Para ve kağıt bitince dergiyi bıraktılar.

Ergenekon ile sizin malların gaspedilmesi arasında nasıl bağ kurdunuz 12 yıl sonra?
Gazetede bir haber çıktı. Turgut Büyükdağ’ın fabrikalarını, parasını gasp ettikleri, o bankalardan da 50 milyon dolar da para aldıklarına dair. Osman diye birisi kendi adamlarından, beş milyon dolar da bana versinler diye Ergenekon’da ifade vermiş. O ifadeler gazetede yayımlanınca biz tabii şok olduk. Ergenekon’la bir bağlantısı olduğunu örgendik işin. Biz sonradan anladık ilişkisi olduğunu. O günkü muhattaplar Mehmet Ağar, Çevik Bir, Korkut Eken, Hasan Eken, Abdulkadir Aksu, Hüseyin Çil onlar vardı işin içerisinde. Bizi bu hale getiren İsmail Özmen’dir. Tapularımızı aldılar, bankalara ipotek ettiler. 50 milyon dolar para çektiler. Hepsi belgeli.
Osman Yıldırım’ın ifadesini okuyunca savcıya gittiniz. Ondan önce bu işlerin

Ergenekon’la bağlantılı olabileceğini düşünmediniz mi?
Osman Yıldırım’ın ifadelerini okuyunca direkt olarak Sarıyer Cumhuriyet Savcılığı’na gittim ve ‘yazılanların hepsi doğrudur, ifade vermek istiyorum’ dedim. Savcı benimle ilişkiye girdi. Ondan sonra beni istanbul Emniyeti’ne aldılar, dört gün süresince ifade verdim.

Sonra Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Öz’e gittiniz?
İfademizi aldılar. Mağdur olarak gittim. Fabrikası ve parası gaspedilen benim dedim ve olup biten her şeyi anlattım.

Bunu Ergenekon yaptı diyebiliyor musunuz?
Ben demiyorum. Osman Yıldırım diyor. Ben bunu bana Çevik Bir, Korkut Eken, Abdülkadir Aksu, Mehmet Ağar ve İsmail Özmen ve Eski Emniyet Müdürü Hasan Özdemir yaptı diyorum ve bunlardan şikayetçi oldum.

İfadeden sonra tehdit aldınız mı?
Ölüm tehditleri aldım. Bunu savcı da biliyor.

Siz Ergenekon’u nasıl tanımlıyorsunuz?
Devlet mafyası. Resmi devlet mafyası diyorum. Bunları ben yaşadım hepsi gerçek. Bu saatten sonra öldürseler de konuşmuş olacağım.

OSMAN YILDIRIM’IN İDDİANAMEDEKİ İFADESİ
Danıştay’a yapılan saldırının ardından tutuklanan
Osman Yıldırım verdiği ifadeler Ergenekon iddianamesine de girdi. Yıldırım’ın

Ergenekon iddianamesinde Turgut Büyükdağ ile ilgili ifadesi şöyle:

“Turgut Büyükdağ’ın Malkara’da bulunan Turgut Gıda Sanayi isimli sıvı yağ fabrikasının sahibi olduğunu ve İsmail Özmen’den faizle para aldığını, Veli Küçük’ün kendisine Bakırköy’de İstanbul Caddesi’nde bir restorantta birlikte yemek yerken İsmail Özmen’in Turgut Büyükdağ’dan genel vekaletname almasını, alırken de herhangi bi bankadan kredi çekeceğini söylemesini,

İsmail Özmen’in Turgut Büyükdağ’dan sekiz milyon dolar alacağı olduğunu, kendisinin de bu sözleri İsmail Özmen’e Mecidiyeköy’de Şişli Emniyet Müdürlüğü’nün karşısıdaki Polat Holding’in önünde arabanın içinde Veli Paşanın talimatları olarak anlattığını, onun da bir hafta sonra genel vekaletnameyi alarak geldiğini,

Veli Küçük Paşa’ya verdiğini, Veli Küçük ve beraberindekilerin de Kent Bank ve Toprak Banka fabrikayı ipotek ettiklerini, Elli milyon dolar aldığını, bu parayı kendisine İsmail Özmen’in verdiğini, kendisinin de bu işin içinde olduğu için, kendi hakkı
olarak beş milyon dolar aldığını, bu parayı kendisine

İsmail Özmen’in verdiğini, kendisinin de bu işin içinde olduğu için, kendi hakkı olarak beş milyon dolar aldığını, paranın kalan kısmının Çevik Bir, Veli Küçük, Hasan Özdemir, İsmail Özmen ve Hüseyin Çil arasında paylaşıldığını, bu parayı İsmail Özmen’in paylaştırdığını beyan etmiştir.”

ERGENEKON’DA • KESİŞEN YOLLAR

Turgut Büyükdağ, yağ sektöründen factoring işine, tekstilden inşaata kadar birçok alanda şirket sahibi olan bir işadamıydı. Kendi deyimiyle 1996’da işleri kazaya uğrayana kadar milyar dolarlık cirolar yapıyordu. Kıbrıs’ta iki bankası Türkiye’de bir finans kurumu başta olmak üzere yirmiye yakın şirketin sahibi olan Büyükdağ yanında üç bin kişi çalıştırıyordu. Ortadoğu ve Balkanların en büyük yağ fabrikası olan Maraton’u kurup işletti.

VE BULUŞUYORLAR

Basın sektörüne girmek için yüklü miktarda para harcayan Büyükdağ’ın yolu 28 Şubat sürecinin hemen öncesinde ve sonrasında Ergenekon soruşturmasında halen tutuklu bulunan Ümit Oğuztan ve Ergenekon hakkında ilk bilgileri veren Tuncay Güney’le çakıştı. Sisi lakaplı Seyhan Soylu’nun tanıştırdığı bu kişilerle birlikte Strateji Dergisi’ni de kuran Büyükdağ, Refah Yol Hükümeti’nin Denizcilik Bakanı Gürcan Dağdaş’ın Akın Birdal suikastının katil zanlısı Semih Tufan Gülaltay’la birlikte kendisinden 25 milyon dolar haraç istediğini ve bu haracı vermediğini öne sürdü.

28 ŞUBAT SÜRECİ

28 Şubat sürecinin aktörlerinden Ali Kalkancı’ya da iki fabrika satan Turgut Büyükdağ, Kalkancı’nın tutuklanmasından sonra eşi Emire Ersoy’u gazeteci Uğur Dündar’ın Arena Programı’na çıkarttı. 28 Şubat sürecinde fabrikaları gaspedilen ve tehditle mal varlığı elinden alınan Büyükdağ, hukuk savaşı başlattı ama Cumhuriyet Gazetesi’nin yayımladığı bir manşet yüzünden bu savaşı kaybetti ve gözaltına alındı.

Dört gün gözaltında kalan ve ölüme götürüldüğünü söyleyen Büyükdağ, Genelkurmay’dan gelen bir telefonla serbest bırakıldı. Veli Küçük’ün kendisini kurtardığını söyleyen Büyükdağ, Korkut Eken’in fabrikasını gaspettiğini ve bir yıl çalıştırdığını anlatarak o gün yapılan bu işlerin arkasında Çevik Bir, Mehmet Ağar gibi isimlerin olduğunu ama bir şey yapamadığını ileri sürdü.

İFADE VERDİ

Danıştay saldırısından tutuklu Osman Yıldırım’ın verdiği ek ifadenin basına yansıyan kısmında kendisi hakkında yazılanları okuyan Büyükdağ, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcı Zekeriya Öz’e giderek ifade verdi.

İfadesinde Çevik Bir (Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı), Korkut Eken, Mehmet Ağar (Dönemin İçişleri ve Adalet Bakanı), Hasan Özdemir (Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü) ve İsmail Özmen’den şikayetçi olduğunu söyledi.

Ergenekon için resmi devlet mafyası nitelendirmesinde bulunan Caferi kökenli işadamı bir çok tehdit aldığını buna karşın konuşmaktan korkmadığını belirterek, “Olanları aklım almıyor” diyor. Salat marka yağlarıyla tekrar piyasaya dönen Büyükdağ, Ergenekon’dan 16 yılın hesabını soruyor…

Taraf

haber7.com

Japonya Grand Prix’si Alanso’nun

Yazan: admin on Ekim 12th, 2008

Japonya Grand Prix’si Alanso’nun

Formula 1′de sezonun sondan 3′üncü yarışı olan Japonya Grand Prix’sini, Renault’nun İspanyol pilotu Fernando Alonso kazandı. Kubica ikinci, Raikkonen üçüncü…
Formula 1 Dünya Şampiyonası’nda sezonun 16. yarışı olan Japonya Grand Prix’sini, Renault’nun İspanyol pilotu Fernando Alonso kazandı.

Japonya’nın Fuji Pisti’nde, 67 tur üzerinden yapılan yarışa 4. sırada başlayan ve 2 dünya şampiyonluğu bulunan, Singapur Grand Prix’sinin galibi Alonso, mücadeleyi 1 saat 30 dakika 21,892 saniyelik zamanıyla ilk sırada tamamlayarak, bu sezonda 2. grand prix galibiyetini elde etti.

Yarışta, Kanada Grand Prix’sinin birincisi, BMW Sauber’in Polonyalı pilotu Robert Kubica 2. olurken, Malezya ve İspanya Grand Prix’lerinin şampiyonu Fin Kimi Raikkonen de takımı Ferrari’ye üçüncülüğü getirdi.

Avustralya, Monaco, İngiltere ve Almanya Grand Prix’lerinin galibi McLaren Mercedes’in İngiliz pilotu Lewis Hamilton ise ilk sırada (Pole position) başladığı yarışta, ilk turda yoldan çıkıp, ikincisinde de Ferrari’nin Brezilyalı pilotu Felipe Massa ile çarpışarak spin atınca, oldukça geriye düştü ve yarışı 12. sırada tamamlayabildi.

Bahreyn, Türkiye, Fransa, Avrupa ve Belçika Grand Prix’lerinin birincisi Massa da 5. sırada başladığı mücadelede 8. oldu.

Bu arada Hamilton, ilk virajda aracını Kimi Raikkonen’in önüne kırıp, kaosa neden olduğu, Massa da 2. turda Hamilton ile çarpışıp, rakibinin spin atmasına yol açtığı için servis alanından geçme cezası aldı.

Markalar klasmanında, geçen yarışta 2. sıraya düşen Ferrari, 141 puanla yeniden birinciliğe yükseldi.

Japonya Grand Prix’sinin ardından, pilotlar ve markalar klasmanında puan durumu şöyle oluştu:

Pilotlar Klasmanı:

1. Lewis Hamilton (İngiltere) McLaren 84 puan

2. Felipe Massa (Brezilya) Ferrari 78

3. Robert Kubica (Polonya) BMW Sauber 72

4. Kimi Raikkonen (Finlandiya) Ferrari 63

5. Nick Heidfeld (Almanya) BMW Sauber 56

6. Heikki Kovalainen (Finlandiya) McLaren 51

7. Fernando Alonso (İspanya) Renault 48

8. Jarno Trulli (İtalya) Toyota 30

9. Sebastian Vettel (Almanya) Toro Rosso 29

10. Timo Glock (Almanya) Toyota 20

11. Mark Webber (Avustralya) Red Bull 20

12. Nelson Piquet (Brezilya) Renault 18

13. Nico Rosberg (Almanya) Williams 17

14. Rubens Barrichello (Brezilya) Honda 11

15. Kazuki Nakajima (Japonya) Williams 9

16. David Coulthard (İngiltere) Red Bull 8

17. Sebastien Bourdais (Fransa) Toro Rosso 7

18. Jenson Button (İngiltere) Honda 3

Markalar Klasmanı:

1. Ferrari 141

2. McLaren 135

3. BMW Sauber 128

4. Renault 66

5. Toyota 50

6. Toro Rosso 36

7. Red Bull 28

8. Williams 26

9. Honda 14

Sezonun sondan bir önceki yarışı olan Çin Grand Prix’si, 19 Ekim Pazar günü TSİ 10.00′da Şangay Pisti’nde yapılacak.

AA

haber7.com

Isparta’da hafif şiddette deprem

Yazan: admin on Ekim 10th, 2008

Isparta’da hafif şiddette deprem

Isparta’da hafif şiddette deprem meydana geldi. Saat 09.14′te, merkez üssü Isparta olan 2.7 büyüklüğünde bir sarsıntı kaydedildi.
Süleyman Demirel Üniversitesi Deprem Araştırma Merkezinden alınan bilgiye göre, saat 09.14′te, merkez üssü Isparta olan 2.7 büyüklüğünde bir sarsıntı kaydedildi.

AA

haber7.com

Şehit polisin yürek yakan hikayesi

Yazan: admin on Ekim 9th, 2008

Şehit polisin yürek yakan hikayesi

ŞEHİT POLİ

D.Bakır’da polis servis otobüsüne yönelik saldırıda şehit olan polislerden Adem Kılıçarslan’ın memleketi Yozgat’taki ailesi haberi duyunca yasa boğuldu. İLİŞKİLİ HABERLERPolis okulu servis aracına saldırı: 5 ŞEHİTŞehit polisin yürek yakan hikayesiDiyarbakır’da şüpheler 3 kişi üzerineŞehit polislerin kimlikleri belirlendi

Kılıçarslan’ın Yozgat’ın Esenli Beldesi’ndeki ailesi haberi televizyonlardan duyunca sinir krizleri geçirdi.

Şehit babası Rafet Kılıçarslan, namaz vaktini beklerken televizyonda haberleri izlemeye başladığını belirterek, ”Namazımı kıldıktan sonra oğlumun ismini de söylediler, şehit olduğunu annesi duyunca odanın içerisinde bayıldı” dedi.

Baba Kılıçarslan, ağlamamak için kendisini zor tuttuğunu da vurgulayarak, ”4 oğlum daha var, ama düşman karşında değil ki vuruşasın. Elden bir şey gelmiyor” diye konuştu.

Şehidin dayısının oğlu Yusuf Ziya Dursun da Yozgat’tan Diyarbakır Polis Okulu’na kayıt yaptıracak olan bir yakını için Adem Kılıçarslan’ı telefonla aradığını vurguladı. Dursun, ”Saat 15.30 sıralarında telefonla görüştüm, çok neşeliydi, bir kaç saat sonra şehit olduğunu öğrendik” şeklinde konuştu.

Anne Cemile Kılıçarslan da komşularıyla şehit oğlu için ”Şehit anası oldum. Doğacak bebeğini bile göremedin oğlum” diyerek ağıtlar yaktı.

Yaklaşık 10 yıldır emniyet teşkilatında görev yaptığı öğrenilen polis memuru Adem Kılıçarslan’ın 2.5 aydır Diyarbakır’da görev yaptığı, evli ve 2 çocuk babası olduğu öğrenildi.

Şehidin eşi Ayşe Kılıçarslan’ın ise üçüncü çocuğuna hamile olduğu ve önümüzdeki günlerde doğum yapacağı bildirildi.

AA

haber7.com


Copyright © 2008 Haber Bloğu - Sohbetchath.com. Tüm haklarım polat alemdar ve adamları tarafından korunmaktadır..
| Türkçeleştirme: denizakin.com
Web Stats sohbet